İçeriğe geç
Gaziantep Seyir

Gaziantep’in izini süren şehir rehberi

Kişisel Gelişim

Öğrenmede Motivasyonun Gerçek Rolü

Motivasyon çalışmanın ön koşulu değil, çoğu zaman sonucudur. Öğrenme isteğini besleyen koşullara yakından bakıyoruz.

Mertcan Özsarı 4 dk okuma

Öğrenmeyle ilgili en yaygın inanç, motivasyonun ön koşul olduğudur. Önce heves gelecek, sonra çalışma başlayacaktır. Bu inanç o kadar yerleşiktir ki, çalışamayan insanların büyük kısmı kendini eksik motivasyonlu sayar ve hevesin gelmesini bekler. Beklenen heves ise genellikle gelmez; gelse bile birkaç gün sonra çekilir.

Gerçek şu ki motivasyon, öğrenmenin sebebi kadar sonucudur da. İnsan bir konuda ilerlediğini hissettikçe o konuya daha çok bağlanır. Yani ilerleme motivasyonu doğurur, motivasyon da ilerlemeyi. Bu döngünün nereden başlatılacağı seçilebilir ve çoğu zaman en kolay giriş noktası, hevesi beklemek değil küçük bir eylemle başlamaktır.

Dış motivasyonun sınırları

Öğrenme motivasyonu genellikle iki kaynaktan gelir. Dıştan gelenler notlar, ödüller, cezalar, başkalarının onayıdır. İçten gelenler ise merak, ustalaşma isteği ve konunun kişiye anlamlı gelmesidir.

Dış motivasyon işe yaramaz değildir; özellikle başlangıçta, henüz hiçbir ilgi oluşmamışken bir itici güç sağlar. Ancak iki önemli zayıflığı vardır. Birincisi, kaynak ortadan kalktığında etki de kaybolur; sınav bitince kitaba bir daha dokunulmaz. İkincisi, dış ödül bazen mevcut iç ilgiyi de aşındırır. Zevk için resim yapan bir çocuğa her resim için ödül verildiğinde, bir süre sonra ödül olmadan resim yapmaz hâle gelebilir. Etkinlik, kendi başına değerli olmaktan çıkıp bir araca dönüşmüştür.

Bu yüzden uzun soluklu öğrenmede asıl yatırım, iç motivasyonun koşullarını kurmaya yapılmalıdır.

Üç temel ihtiyaç

İç motivasyonun beslendiği koşullar oldukça nettir. Birincisi özerkliktir: kişinin ne öğreneceği, nasıl ve ne zaman çalışacağı konusunda bir söz hakkı olması. Tamamen dayatılmış bir programda insan kendini bir uygulayıcı gibi hisseder ve sorumluluk almaz. Küçük seçim alanları bile, örneğin hangi konudan başlanacağını seçmek, bağlılığı belirgin biçimde artırır.

İkincisi yetkinlik hissidir: kişinin zorlandığı ama başarabildiği bir seviyede çalışması. Çok kolay olan sıkar, çok zor olan yıldırır. Öğrenmenin en verimli aralığı, ancak biraz çabayla aşılan seviyedir. Bu yüzden konuyu doğru büyüklükte parçalara bölmek, motivasyonun teknik bir meselesidir.

Üçüncüsü aidiyettir: birlikte öğrenilen ya da öğrenilen şeyin paylaşıldığı bir bağın olması. Tek başına çalışan insan çoğu zaman daha erken bırakır. Bir çalışma arkadaşı, bir topluluk ya da öğrendiğini anlatabileceği tek bir kişi bile kalıcılığı artırır.

Bu üç koşul, okul çağındaki bir öğrenci için de kendi başına bir beceri edinmeye çalışan bir yetişkin için de aynı şekilde geçerlidir. Aralarındaki tek fark, yetişkinin bu koşulları kendisi kurmak zorunda olmasıdır. Kimse ona hangi konudan başlayacağını sormaz, seviyesini ayarlamaz ya da birlikte çalışacağı bir grup önermez. Bunları kendi kendine düzenleyebilen kişi, aynı zamanda öğrenmenin en zor kısmını çözmüş olur.

İlerlemeyi görünür kılmak

Öğrenmenin en sinsi zorluğu, ilerlemenin görünmez olmasıdır. Kilo verirken terazi vardır, koşarken süre vardır; ama bir dil öğrenirken ya da bir konuyu kavrarken günlük ilerleme neredeyse hissedilmez. Bu görünmezlik, insana boşuna uğraştığı hissini verir.

Çözüm, ilerlemeyi yapay olarak görünür kılmaktır. Çalışılan günleri işaretlemek, öğrenilen konuları listelemek, ayda bir eski notlara dönüp bakmak. Özellikle geriye bakmak güçlüdür: iki ay önce anlaşılmaz gelen bir metnin bugün anlaşılıyor olması, hiçbir motivasyon konuşmasının veremeyeceği bir kanıt sunar.

Anlam sorusunu erteleme

Bir konuyu neden öğrendiğini bilmeyen insan, ilk zorlukta durur. "Ne işime yarayacak" sorusu genellikle küçümsenir ama meşru bir sorudur ve cevabı bulunduğunda öğrenme belirgin biçimde kolaylaşır.

Bir konunun anlamlı hâle gelmesinin en hızlı yolu, onu bir kullanıma bağlamaktır. Öğrenilen bilgiyi birine anlatmak, küçük bir işte denemek ya da gerçek bir soruna uygulamak, o bilgiyi soyut olmaktan çıkarır. Kullanılmayan bilgi hem daha çabuk unutulur hem de öğrenme isteğini besleyemez; çünkü zihin, işe yaramadığını gördüğü şeye yatırım yapmakta isteksizdir.

Cevap her zaman pratik olmak zorunda değildir. Bir konunun sadece merak uyandırması da yeterli bir sebeptir. Önemli olan, sebebin kişinin kendisine ait olmasıdır. Başkasının verdiği sebeplerle çalışan biri, o kişi ortadan kalktığında çalışmayı bırakır.

Son olarak, motivasyonun dalgalı olduğunu kabul etmek gerekir. Hiç kimse her gün istekli değildir. Bu yüzden asıl güvenilecek şey heves değil, hevesin olmadığı günlerde de devreye giren küçük bir rutindir. Günde yirmi dakika, isteksizken bile yapılabilecek kadar küçük olmalıdır. Rutin, motivasyonun yerini tutmaz; ama o gelene kadar yolu açık tutar.