İçeriğe geç
Gaziantep Seyir

Gaziantep’in izini süren şehir rehberi

Kişisel Gelişim

Tiyatroya İlk Kez Gitmek: Salona Girmeden Önce

Tiyatro salonuna ilk kez adım atarken bilinmesi gerekenler, oyun seçiminden koltuk tercihine kadar sade bir rehber.

Derya Kıraç 3 dk okuma

Tiyatro salonuna ilk kez adım atan biri için o mekân, sinemadan da konser salonundan da farklı bir yerdir. Perde açıldığında karşınızda bir ekran değil, sizinle aynı havayı soluyan insanlar durur. Nefes alırlar, terlerler, bazen replik atlarlar, bazen sesleri titrer. Bu canlılık hem tiyatronun en büyük cazibesi hem de ilk kez gidenlerin gözünü korkutan tarafıdır. Oysa tiyatro, sanılanın aksine, seyirciden özel bir bilgi birikimi talep etmez. Yalnızca bulunma isteği ister.

İlk gidişte en sık yapılan hata, oyunu "anlamak" zorunda hissetmektir. Sahnedeki her cümlenin altında gizli bir anlam aradığınızda, aslında önünüzde akan hikâyeyi kaçırırsınız. Tiyatro metni, tıpkı bir sohbet gibi, tümüyle kavranmadan da takip edilebilir. Bir replik kaçtıysa bir sonraki sahne onu tamamlar. Anlamak, oyunun sonunda geriye dönüp bakarken gerçekleşen bir şeydir; koltukta otururken değil.

Salonun kendi kuralları vardır

Tiyatronun görgü kuralları katı görünse de aslında hepsi tek bir amaca hizmet eder: oyuncunun ve yanınızdaki seyircinin dikkatini korumak. Erken gelmek bunların başında gelir. Oyun başladıktan sonra salona alınmama ihtimali gerçektir ve bu bir cezalandırma değil, karanlıkta yer arayan bir insanın on kişinin konsantrasyonunu dağıtmasını önleme çabasıdır. Telefonun kapatılması da aynı sebeple istenir; titreşim bile ön sıradan duyulur.

Alkış konusunda tereddüt eden çoktur. Kural basittir: emin değilseniz salonu izleyin. Deneyimli seyirciler doğru anı bilir, siz de onlara uyabilirsiniz. Perde arasında ayağa kalkmak, fuayede dolaşmak, bir şey içmek tamamen serbesttir. Bu ara, oyunun bir parçası kadar değerlidir; kafanızdaki ilk izlenimleri toparladığınız, yanınızdakiyle konuştuğunuz zamandır.

Nereden başlamalı

İlk oyun seçiminde iddialı olmaya gerek yok. Uzun, ağır dilli, çok karakterli klasik metinler yerine, süresi doksan dakikayı aşmayan, tek perdelik ya da iki oyunculu bir yapım daha rahat bir giriş sağlar. Komedi türü de iyi bir başlangıçtır; kahkaha, salonla aranızdaki mesafeyi hızla kapatır ve topluca gülmenin verdiği ortaklık hissi tiyatronun neden hâlâ ayakta olduğunu tek seferde anlatır.

Bilet alırken oturma yeri sanıldığından önemlidir. En ön sıra çoğu zaman ideal değildir; boynunuzu yormanız gerekir ve sahnenin bütününü göremezsiniz. Orta blokun beşinci ile onuncu sıraları arası, hem oyuncunun yüz ifadesini seçebileceğiniz hem de dekorun tamamını kavrayabileceğiniz dengeli bir noktadır. Küçük sahnelerde ise fark azalır, çünkü zaten her yer sahneye yakındır.

Sahneyi izlemenin farklı bir yolu

Sinemada kamera nereye bakacağınızı sizin yerinize seçer. Tiyatroda bu seçim tamamen sizindir. Konuşan oyuncuya bakmak zorunda değilsiniz; çoğu zaman en ilginç şey, susan oyuncunun yüzünde olup biter. Bir karakter konuşurken diğerinin elleri nasıl duruyor, gözü nereye kayıyor, geri mi çekiliyor yoksa yaklaşıyor mu? Bu detayları fark etmeye başladığınız an, tiyatro seyirciliğiniz gerçekten başlar.

Dekorun sadeliğinden yakınmayın. Boş bir sahnede tek bir sandalye, üç saatlik bir hikâyenin bütün mekânlarını taşıyabilir. Tiyatro, seyircinin hayal gücüne güvenen bir sanattır; eksik bıraktığı yeri sizin doldurmanızı bekler. Bu yüzden gerçekçi olmayan bir dekor kusur değil, davettir.

Bir başka fark, sesin doğallığıdır. Sinemada duyduğunuz her ses mikrofondan geçmiş, dengelenmiş ve size hazır sunulmuştur. Tiyatroda oyuncunun sesi salonun içinde yol alır; fısıltı gerçekten fısıltıdır, bağırma gerçekten bedeni zorlar. Bu ham hal, ilk başta kulağa alışılmadık gelse de kısa sürede tercih edilen şeye dönüşür.

Oyundan sonra

Salondan çıktığınızda hemen bir hüküm vermek zorunda değilsiniz. "Beğendim mi beğenmedim mi" sorusu, çoğu oyunda ertesi güne kadar netleşmez. Bazı sahneler akşam yemeğinde, bazıları haftalar sonra beklenmedik bir anda geri gelir. Aklınızda kalan tek bir görüntü, tek bir cümle bile o akşamı değerli kılmaya yeter.

İlk tiyatro deneyimini özel yapan şey, oyunun kalitesinden çok, aynı anda aynı yerde bulunmanın kendisidir. O oyun bir daha asla tam olarak aynı şekilde oynanmayacak. Bu tekrarlanamazlık, izlediğiniz şeyi sizin için de biriciğe dönüştürür. Bir sonraki gidişinizde salona girerken hissettiğiniz o hafif çekingenlik yerini merağa bırakır ve tiyatro, gitmesi zor bir yer olmaktan çıkıp dönülen bir yere dönüşür.